Şerbetli tatlılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şerbetli tatlılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Mayıs 30, 2015

Aromatik Reçellerde Varan 2... Yasemin Çiçeği Reçeli...

 Tereyağı ve taze ekmekle mükemmel:)


Bahçe duvarlarının müdavimiyim:)


Ayıklandık, yıkandık, paklandık...


Ayıklarken, odayı saran kokuyu anlatamam...

                                                                                                                                                                                          Keşke hayatın her yanına, çiçeklerin güzelliklerini, masumiyetlerini ve faydalarını sokabilsek.  Onları sadece, bahçelerimizde, balkonlarımızda görmek bana kafi gelmiyor. Çok uzun yıllardır, Ağaçlar.net'in üyesiyim ve işim olmadığı zaman, belgesel seyreder gibi girer, bitkiler üzerine çokça yazı okur, güzellikleri ve faydaları konusunda bilgimi arttırmaya çalışırım. Sanıyorum bu durum biraz da yetişme ve gördüklerini uygulamadan kaynaklanan bir durum. Annem, ailemizde genetik olarak bulunan mide rahatsızlıklarımıza, "kudret narı" diye bilinen, kabuğu dikenli, iç yapısı nara benzeyen bitkiyi balkonumuzda yetiştirmiş, onu zeytinyağının içinde olgunlaştırmış ve sabahları rahmetli kardeşim ve midesiyle sorunu olan tüm aile bireylerine birer çorba kaşığı içirmeyi adet haline getirmişti. İğde dalının yakılıp, sıcakken siğillere sürülmesi, çocukluk anılarımın arasında, kaplumbağaları kucağımda taşırken dışkıları nedeniyle ellerimde çıkan siğillerden nasıl kurtulduğumu hatırlatır hep...:)) Ya da soğukta söz dinlemeden, sobamızın sıcacık ısıttığı, salondan, yalın ayak başı kabak sokağa kaçışımız nedeniyle, karda yatmışcasına yapışan öksürüklerimizden, hatmi çiçeği ile nasıl kurtulduğumuzu... Hey gidi günler...Anacığım nurlarda yat...
                       Ondan gördüklerimden yola çıktığımı sanıyorum. Bitkiler bana çok gizemli gelirler, ilaç sektörünün ham maddesi de bitkiler değil midir? O halde, miktarları konusunda hata yapmadıkça ve sağlam olduğuna kanaat getirdiğim bilgi bankalarından bilgi alabildiğim sürece, onlarla yakın temasta bir sorun olamaz.:)
                       İşte merakım bu denli, bu iç açıcı dünya nimetlerine. Yenilebilir çiçekleri pastalarımda kullandığım gibi, reçellerime de malzeme yapıyorum.:)) Bu defaki güzellik; Yasemin çiçeği... Kokusu... Rüzgar gülüne benzeyen şekli ile bambaşka bir çiçek... Hanımelinden sonraki reçelim bu, kışın kullanmak üzere, birer kavanoz yapıp saklıyorum.:) Sırada İğde çiçeği ve limon çiçeği var:) Hele bir de okka gülümü bulursam...Değmeyin keyfime...

  Gerekli malzemeler:

- 1 Su bardağı ayıklanmış ve yıkanmış yasemin çiçeği
- 2 +1/2 su bardağı toz şeker
- 2 su bardağı Su
- 1 yemek kaşığı pektin tozu (Dr. Oetker reçel yap pektin özüdür yarım paket kullanılabilir.)
- 1/2 limon suyu

Yapılışı: (Hanımeli reçeli ile aynı yapılış sırası )
* Toplanan çiçeklerin, diplerinden mutfak makası ile kesilir. (sadece taç yaprakları alınacak)
* Bol su ile bir kaç defa yıkanır.
* Yıkanmış çiçeklere şekerin yarım bardağı serpilerek, iyice ovulur.
* Kalan su ve şeker kaynatılır.
* Şekerle ovulan çiçeklere pektin de ilave edilerek, kaynayan şerbetin içine ilave edilir.
* Çiçekler dibe çökene kadar, 7-8 dakika kadar kaynatılır.
* Ara sıra karıştırarak ılıtılır ve kavanoza koyulur.


Afiyet olsun.:)      

Perşembe, Mayıs 28, 2015

Hanımeli Reçeli... Benim mevsimim geldi.:)








                 Öyle sokakları boşuna arşınlamak yok. Bahar; madem bunca etkiledi, yayıldım sokaklara bari "mutfağıma malzeme oluşturayım" dedim. Bu defa adaya gidemedim arkadaşlar. Mimozaları kaçırdım.:( Ama hanımeli ve yaseminler beni bekliyor.:) Onlar daha tüm haşmetleriyle ve rayihaları ile güzelliklerini hem gözlere hem de damaklara nakşetmeye hazırlar. Aklımda o kadar çok şey var ki hayata geçirmek istediğim, bazen düşünürken beynim kısa devre yapacak kadar ısınıyor.:) Aklıma takılanı yapmak gibi bir de aceleciliğim de var üstelik.:( Düşünsem bir türlü, düşünmesem başka bir türlü...:))
                Anlayacağınız kendimle zorum var bu aralar.
                Okka gülü tabir eder eskiler... Benim yaş grubum çok iyi bilir, hatta mutfağa merakı olan yeni dönem mutfak dostlarımız da çok iyi bileceklerdir. Efendim! bugün pazara doğru uzandım okka gülü getiren, İstanbul civarı köylerden gelen hanımlarımız oluyor, acaba onlardan biri ile karşılaşır mıyım? diye...Koca pazarda bir hanım buldum:)  "işte budur" diyerek yaklaştım tabi, aldım bir paketi elime kokladım, okka gülü dediğin, beş metre öteden bağırır "ben buradayım" diye! Bunun sesi çıkmıyor.:)))
                Dedim; kaça?
                Dedi; yarım kilodur. Sen 20 ver yeter...:))
Geçen sene 5 liraya almıştım üstelik sesi çıkan cinstendi. :)))
                Dedim; insaflı bir şey söyle üstelik bu karışık...
                Dedi; hadi 18 olsun...:))
                Dedim; sana iyi pazarlar...
                Dedi: Sana da....
                 Vardım dönüş yoluna. Eski yerleşim buralar. Hanımelleri ve yaseminler her yerlerde... Ortalık yıkılıyor. Alırsın eline bir boş torba, dilediğin kadar toplarsın.
                  Aferin Nilgün budur işte... Topladım, ayıkladım, yıkadım ve pişirdim... İşte size bu sezonun hanımeli reçeli... Gül reçeli, bir sonraki pazara inşallah:))

Gerekli malzemeler:
- Hanımeli sarmış olan bir bahçe duvarı:)))
- 1 Su bardağı ayıklanmış ve yıkanmış hanımeli
- 2 +1/2 su bardağı toz şeker
- 2 su bardağı Su
- 1 yemek kaşığı pektin tozu (Dr. Oetker reçel yap pektin özüdür yarım paket kullanılabilir.)
- 1/2 limon suyu

Yapılışı:
* Toplanan çiçeklerin, dipleri koparılıp, içindeki tohumları ayıklanır.
* Bol su ile bir kaç defa yıkanır.
* Yıkanmış çiçeklere şekerin yarım bardağı serpilerek, iyice ovulur.
* Kalan su ve şeker kaynatılır.
* Şekerle ovulan çiçeklere pektin de ilave edilerek, kaynayan şerbetin içine ilave edilir.
* Çiçekler dibe çökene kadar, 7-8 dakika kadar kaynatılır.
* Ara sıra karıştırarak ılıtılır ve kavanoza koyulur.

Kavanozun kapağını ara sıra açıp koklasam bana yeter:)

Afiyet olsun.:)

Cumartesi, Mayıs 09, 2015

Bir çocuğun başını şefkatle okşayabilen ve onlara sevgi ile bakabilen, tüm kadınların anneler günü kutlu olsun. "Karamelize Şerbetli Şambali"

                   

                      Benim için, sonsuzluğa uğurladığım canımın, başucunda sessizce konuşmaktan ibaret bir gün. Ancak; kızlarım, damatlarım ve torunum günün geri kalan saatlerini aydınlatıyorlar. Mayısın ikinci pazarı, bizim büyük ailemizin, piknik günü. Polonez Köyde toplanıp, güzel vakit geçirmeye çalışıyoruz. Kısmetse yine mangallar yanacak, yine etler,sucuklar, ciğerler, babaların yelpazelediği mangallarda kızaracak, patlıcanlar közlenecek... Ve... yine elde taze ekmekler mangal başında beklenecek, yine kah ağlanıp...kah gülünecek... Bir Anneler Günü daha böyle geçecek...
                       Anne olmak benim için, çocuk sahibi olmaktan çok öte bir şey.
                       Bir çocuğun; başını, sevgiyle okşayan ellerin sahibi...
                       Bir çocuğun; gözlerine, şefkatle bakabilen gözlerin sahibi...
                       Bir çocuğun; yüreğindekileri, görüp anlayabilen vicdanların sahibi...
                       Bir çocuğun; sessiz ağlayışlarını duyan kulakların sahibi,
                       Ve...Bir çocuğun ellerini tutarak, ona anne sıcaklığını aktarabilen, her kadının Anneler Gününü kutluyorum. Hayatta olan annelere evlatları ile geçirecek geniş zamanlar, sonsuzluğa uğurladığımız annelere de cennet mekanlar diliyorum. Sevgiyle kalın.

Piknik gününden bana düşen görev bir tatlı.:) Onca yemekten sonra "tatlısız olmaz" diyoruz. İsteyenler olabilir diye, tatlı tarifini de paylaşıyorum.




Gerekli Malzemeler:

- 4 su bardağı İrmik
- 1/2 su bardağı Un
- 2 Su bardağı yoğurt
- 1 Su bardağı toz şeker
- 1/3 su bardağı süt
- 2 portakal kabuğu rendesi
- 1 paket karbonat (1 tatlı kaşığı)

Şerbet için gerekli malzemeler:

- 3+1/2 Su bardağı toz şeker
- 3+1/2 Su bardağı su
- 1/2 limon suyu

Yapılışı:
Karamelize şerbetin yapılışı:

* Şeker bir tencereye alınarak, ateş üzerinde eritilir.
* Karamelize olan şekere, ölçüsü oranında sıcak su eklenerek (su ilave edilirken sertleşen şeker eriyene kadar) kaynatılır.
* Yarım limonun suyu eklenerek, soğuması için kenara alınır.

Şambali hamuru yapılışı:

* İrmik, un, toz şeker ve karbonat (kuru malzemeler) bir kapta karıştırılır.
* Portakal kabukları rendesi eklenir ve karıştırılır.
* Süt ve yoğurt çırpılarak kuru malzemelere eklenir.
* Fırın kabı, sıvı yağ ile iyice yağlanarak, karışım içine dökülür ve suyla ıslatılmış bir kaşığın tersi ile kalıba yayılır.
* 175 derece önceden ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişirilir.
* Fırından çıkan şambalina, soğutulmuş karamelize şerbet eklenir.
* 1.5-2 saat sonra servis için hazırdır.

AFİYET OLSUN.:)

Cumartesi, Ocak 10, 2015

Nar Şerbeti Etkinliği.





                     Sevgili arkadaşım Pembe Kekik'ten, Lezzet Beşlisi için oluşturdukları, "Nar Şerbeti Etkinliği" için bir davet aldım.:) Bloğumu açtım açalı, bugüne değin hiç bir etkinliğe katılmamıştım. Mevsimlerden kış, ve söz konusu olan şerbet olunca,:)) Bende akan sular durdu. Beni takip eden arkadaşlarım bilir. Diyabet konusunda aile mirasını taşıyan biriyim.:( Ama her diyabetlinin olduğu gibi benim de şekere karşı aşırı bir zaafım var.:) Ancak; yemeden, yapmayı çoktan öğrendim.:( Azıcık ucundan diyerek.vaziyeti idare etmeye devam ediyorum. Esasında başarılıyım diyebilirim, insülin ve ilaç kullanmadan sadece diyetle durumu idare ediyorum. Arada bir üç aylık şeker düzeyim yükseliyor, hemen diyet sıkılaşıyor ve düzey düşürülüyor:))) İşte böyle hayat devam edip, gidiyor. 
                    Şimdi bu güzel şerbetin oluşumuna geçelim. Bilirsiniz Osmanlı Mutfağı şerbet konusunda muhteşem reçetelere sahip bir mutfakmış. Ben de, sadece merakım nedeniyle, fazla okuyup, denemeler yapan bir mutfak gönüllüsüyüm.:) Osmanlı mutfağındaki çeşnici başları kadar olmasam da, kendi küçük mutfağımda, bu sıfatla anılabilirim.:) Ancak, bu tarif benim denemelerim sonunda ortaya çıkan bir tarif:))  Hibiskus ( Nar çiçeği ve daha bir çok ismi var)şerbeti ve Nar şerbeti bilinen şerbetlerden, ama ikisini birleştirince başka bir güzel oluyor sevgili dostlar.:))
                    Gelelim tarife... 

Gerekli Malzemeler:

- 75 gr Kuru Hibiskus (Nar çiçeği, Gülhatmi, Amber çiçeği)
- 1.250 gr Nar (4 adet büyük)
- 7 su bardağı su
- 4 çubuk tarçın
- 10 adet karanfil

 Şerbeti için gerekli Malzemeler:

- 5 Su bardağı şeker 
- 2 Su bardağı Su
- 1/2 Limon suyu

Yapılışı;

* Kuru nar çiçekleri sudan geçirip yıkanır.
* Tencereye yıkanmış çiçekler, çubuk tarçın, karanfil taneleri ve su konularak kaynatılır.
* Narların suyu sıkılarak kaynayan karışımın içine dökülür ve bir taşım daha kaynatılarak altı kapatılarak soğuması için kenara alınır. (Nar suyu ile çok kaynatılmamalıdır.)
* Şerbeti için gerekli malzemeler de ayrı bir tencere de kaynatılır, üzerinde biriken köpükleri ara ara alınmalıdır.
* Şerbet yarım limon suyu ile kestirilerek, soğuması için bekletilir.
* Soğuyan nar sulu karışım ince bir tülbentten süzülerek, bir kaba alınır ve üzerine soğutulmuş şerbet eklenerek, şişelere doldurulur.

Not; Rengin bozlaşmaması ve duru bir görünüm için her iki karışımın da soğutulması gerekir.

Yanına ne isterseniz sevgili dostlar:))) Ben de anneanne kurabiyesi vardı:) AFİYET OLSUN.

Salı, Aralık 10, 2013

Bu da Nostaljik Annaanne Tatlısı:) Tel kadayıf varsa, hemen hazır:))





                   Birkaç gündür yine avare avare dolaşmaktayım. Sanıyorum, kışla birlikte kendimi rüzgara kaptırdım, o ne tarafa savurursa, o yanda alıyorum soluğu.:) İyi mi? yoksa kötü mü? bilemiyorum. Böyle bir kış halinde ruhum anlayacağınız. Kadıköy Çarşı'ya diye yola çıkıp, Bedesten'de de bulabiliyorum kendimi, program yapıp, gideceğim yeri belirleyip, gecelik spor koltuğun üstünde pineklediğimi de...:)) Kış beni çarptı.. Hem de çok fena. Esasında bir an önce toparlamalıyım kendimi, çünkü; yılbaşı programımızı yaptık ve bu yıl iki güzel dünürlerim, bizim misafirimiz olacaklar.:)) Bu yılbaşı da şenlikliyiz yani. Sürprizleri sizlerle paylaşırım.
Yine çok eskilerden nostaljik bir tatlı yaptım akşam soğukta eve dönecek vatandaşlara.:)) Vallahi adını sorsanız bilmiyorum. :)) Annem ne zaman tel kadayıfı fazla alsa bir kısım ayırır, bize bunu yapardı:) Hem pratik hem lezzetli... Adını Nostaljik tel kadayıf tatlısı koyalım bari:)

Gerekli malzemeler;

* 4 Yumurta
* 225 gr tel kadayıfı
* 1/2 Su bardağı süt
* 1/2 paket kabartma tozu
* 1 Paket vanilya

Şerbeti için gerekli malzeme:

* 3 Su bardağı toz şeker
* 3 Su bardağı su
* 1/2 limon suyu
Kızartmak için sıvı yağ ve süslemek için toz Antep fıstığı , Hindistan cevizi

Yapılışı:

- Şerbet verilen ölçülerde kaynatılır, limon suyu yardımıyla kestirilir ve soğumaya bırakılır.
- Tel kadayıfı bir tepsiye serilir ve fırında 50-60 derece sıcaklıkta kurutulur.
- Kuruyan kadayıflar avuç içinde ufalanır.
- Yumurtalar derin bir kasenin içine koyulur, süt, kabartma tozu, vanilya ilave edilerek iyice çırpılır.
- Kurumuş ve ufalanmış tel kadayıflar, karışımın içine ilave edilir ve iyice karıştırılır.
- Derin bir tencereye bol sıvı yağ koyulur ve kızdırılır, karışımdan iki kaşık yardımıyla şekil verilen kadayıflar kızartılır ve ılık şerbetin içine atılır.
- Şerbetin içinden alınan tatlılar istenilen malzeme ile süslenir.

AFİYET OLSUN:)

Pazar, Kasım 17, 2013

Ayva Tatlısı... Ayvayı yemek, hiç bu kadar keyifli olmamıştır.:))






                                Tam, 1 saat 45 dakika sonra gerçek rengine kavuştu...



               

                               Meyveli tatlıların dayanılmaz hafifliği... "Ayva bol olunca, kış sert geçer " der, büyüklerimiz. Böyle duyduk, kendimizi bildik bileli.:) Artık inansak mı? Gerçek bu mudur? yoksa işin içine karışan, kimyasalların, gübrelerin marifeti midir? Bilemiyorum. Tamamen iyi niyetimle söylüyorum. Çarşı, pazar ayva dolu... Sanıyorum bu kış bize pahalıya mal olacak.:) Yine de, kalbimin bir tarafı yanılmasını istiyor eskilerin... Zorlu bir kış, dar bütçeleri daha da zorlayacak, sokaklarımızda ki başıboş dostlarımıza daha zor hayat şartları oluşturacak. Velhasıl; ayva bol olsun ama hava şartları normal seyrinde sürsün gitsin. Ayrıca, ülkemin şu anda içinde bulunduğu durum nedeniyle, bozulan havasına bir de meteorolojik katkının olmaması en hayırlısı olur diye düşünüyorum...

Gerekli malzemeler:

- 4 Büyük Ayva
- 2 Su bardağı su
- 4 Su bardağı toz şeker
- 2 çubuk tarçın
- 7-8 adet karanfil
- Ayva çekirdekleri ve kabukları (Olmazsa, olmazlarımız)
- Üzeri için, 1 rulo kaymak

Yapılışı:

* Ayvaların kabukları soyulur ve içlerindeki çekirdekler biraz derince alınarak çıkartılır.
* Kabuklar ve çekirdekler yıkanarak bir kenara alınır.
* Ayıklanan ayvalar, yayvan bir tencereye dizilir, kabuk ve çekirdekleri aralarına yerleştirilir. Suyu, kabuk tarçın ve karanfil  ilave edilerek 10 dakika kadar  haşlanır.
* İlk haşlaması yapılan ayvalara şekeri ilave edilerek, altı kısılır ve çok hafif ateşte 1,5 -2 saat kadar pişirilir.
* Güzel rengini piştiği süre içinde yavaş yavaş alacaktır.
* Tatlı soğuduğunda üzerine kaymak ilavesi ile servisi yapılır.

AFİYET OLSUN...

Çarşamba, Ekim 30, 2013

Trilece... Yine bir Arnavut Klasiği...

Trilece  ya da trileçe:)) Üç sütlü tatlı...



    Kuru Et:) Müthişti...


   Boşnak Böreği...


Manda kaymağında bekletilmiş, biber turşusu:))) Anlatılmaz, yaşanır...

     

      

                     Pendik Marina'ya yemeğe gitmeye karar verdiğimizde, bu restorana gitmek aklımızda yoktu.:)) Ancak; dünürlerimle gittiğimiz için Arnavut yoğunluğunun fazla oluşu, nerede yiyeceğimize karar vermek konusunda bizi fazla yormadı:)) Sandzak Restaurant, Balkan mutfağının amiral gemisi olarak telaffuz edilen bir yer. Müthiş yemekler ve güzel sunum biraraya gelince, oldukça hoş bir manzara çıkmış ortaya. Lezzet konusuna gelince, sadece "anlatılmaz, yaşanır" demek, kestirmeden tanım yapmak olur diye düşünüyorum. Et konusunda ise dinlendirme ve marinasyon konusundaki başarıları ayrı bir takdir unsuru. Her ne kadar, et konusunu fazla konuşma hakkım olmasa da:)) ( yemiyorum diyebilecek kadar az tüketirim) görünen köy, kılavuza ihtiyaç duymuyordu.
                   Efendimmm:))) Yenildi, içildi sıra geldi tatlılara... İşte benim ilgi alanım. Tatlı konusunda da çok alternatif vardı ancak benim favorim trilece oldu. Sanıyorum; bu lezzete bir yerden, bir zaman diliminden, sevdalı olduğum bir büyüğümün elinden aşinaydım. Bu lezzet benim, kayıtlarımın derinliklerinde bir yerlerde vardı... Emindim. Büyük kızım ve damadım, Makedonya gezilerinde yemişler ve bana uzun uzun anlatmışlardı. O halde, hafıza kayıtlarında derinliklere saklanmış bu lezzeti, gün yüzüne çıkarma zamanı gelmiştir değil mi? Haydin mutfağa dedim ve  işte size TRİLECE...:))))


Gerekli Malzeme

Keki için:

- 6 Yumurta
- 250 gr Pudra şekeri
- 400 gr Un
- 1/2 Çay bardağı ılık süt
- 2 Paket vanilya
- 1 Paket kabartma tozu
- 1/2 çay kaşığı krem tartar
- 1/4 çay  kaşığı tuz

Islatmak için:

- 1 +1/2 kg süt
- 1 + 1/2 kutu çiğ krema
- 100 gr Süt tozu.

Üzeri için.

- Karamel sos

Yapılışı:

* Yumurtaların sarısı ve beyazı ayrılır.
* Beyazların içine şekerin yarısı,tuz ve krem tartar ilave edilerek, kar haline getirilir.
* Yumurta sarıları şekerle çırpılır ve içine ılık süt ilave edilir.
* Un ve vanilya elenerek havalandırılır.
* Sütle çırpılmış yumurta ve havalandırılmış un bir kaç defada,  kar halindeki aklara ilave edilir. (Bu aşamada mikser kullanılmaz. Yumurta aklarını söndürmemek için karıştırma işlemi spatula ile yapılmalıdır.)
* Kare bir tepsinin içine yağlı kağıt döşenir ve karışım içine dökülür. Bir kaç defa hafifçe tezgaha vurularak, içindeki hava kabarcıkları söndürülür.
* 180 derece ön ısıtma yapılmış fırında pişirilir.
* Pişen kek, yağlı kağıtla alınarak, tel üzerinde soğutulur ve yağlı kağıt üzerinden soyulur.
* Kek tepsiye (Sütle ıslatılacağı için daha büyük bir tepsi kullanmalısınız) alınmadan evvel, bir kutu çiğ krema ve yarım kilo süt çırpılarak tepsinin içine dökülür.
* Kek sütün üzerine yatırılır ve yavaş yavaş kalan süt ve kremadan oluşan karışım üzerinden verilerek, kekin tüm sütü çekmesi sağlanır.
* Sütü tamamen çeken kekin üzerine, süt tozu elenir ve üzerine, bol karamel sos dökülür.
* 2-3 saat dinlendirilir.
* AFİYET OLSUNNNN:))))

Pazartesi, Ekim 21, 2013

Antep Fıstıklı Kadayıf Tarifi... Bayram nedeniyle oluşan gecikme için özür dilerim.:)




                     Bayram nedeniyle tarifi yayınlayamadığım için özür dileyerek, hemen tarife geçiyorum.

Gerekli Malzemeler:

- 500 gr Tel kadayıf
- 250 gr Tereyağ (125 gr tereyağ + 125 gr becel olarak kullandım)
- 200 gr Bütün Antep fıstığı
- 2 yemek kaşığı bal ya da pekmez

Şerbeti :

- 4 Su bardağı toz şeker
- 3,5 Su bardağı su
- 1/2 Limon suyu

Yapılışı: 

* Şerbet kaynatılır ve limonla kestirilerek, soğumaya bırakılır.
* Yağ eritilir ve serinlediğinde tel kadayıfların üzerine gezdirilerek, tüm kadayıfa yayılması sağlanır.
* Eritilen yağın bir kısmı, kadayıfın serileceği tepsiye dökülür ve 2 yemek kaşığı bal ile birlikte tepsiye yayılır.
* Göz kararı 2'ye bölünen kadayıfların yarısı, bal ve yağ karışımlı tepsiye alınır ve ince olarak yayılır.
* İkinci bir tepsi ile üzerine bastırılarak, ezilip incelmesi sağlanır.
* Bütün halindeki Antep fıstıkları, kadayıfların üzerine serilir.
* Kalan  yağlı kadayıflar, fıstıkların üzerine yayılır ve tekrar tepsi ile bastırılır. (Yarım saat kadar üstünde tepsi ile bırakarak muntazam kızarmasını sağlıyorum.)
* 180 derece önceden ısıtılmış fırında, kızarana kadar pişirilir.
* Bal ve yağ karışımı sürülerek kızartılan alt yüzü üste gelecek biçimde, ters yüz edilir.
* Ilık şerbet, sıcak kadayıfa verilir.


Önemli not:
*    Pekmez ya da bal kullanılması alt yüzün kızarmasında çok önemlidir.
**  İnce olması için mutlaka, ikinci bir tepsi ile baskı uygulanmalıdır.
***Şerbet ılık, kadayıf sıcak olmalıdır.

AFİYET OLSUN.


Pazartesi, Ekim 14, 2013

Bayramınız Kutlu Olsun...Antep Fıstıklı Tel kadayıf...






                 Bir bayram daha geldi çattı. Daha önce de bahsetmiştim. Büyüklerimi kaybettikten sonra, benim için, bayramların tılsımı kalmadı. Ama adettir ve yerini bulması gerekir. Tatlımız yapıldı, sofrada yerini alacak. Ah! bir de ağzımızın tadı olaydı... Tüm arkadaşlarımın bayramlarını kutluyorum. Sevgiyle kalın.


Not: Kadayıfın tarifini bayram içinde bir gün yazacağım.

Çarşamba, Ağustos 07, 2013

Baklava (Büzme) Şeker Bayramınız Kutlu Olsun.

Sunuma hazır baklavalar...


 Pişmeden önceki hali...



                   İşte yine Şeker Bayramı geldi çattı. O, büyük, haşmetli anne sofralarından kalkalı çok zaman oldu.:(  Alışkanlık işte... Bayramda kimse olsun olmasın yapılır tüm evlerde, tatlılar. Adı, Şeker Bayramı ya...
Dediğim gibi, bayramların tadı tuzu kaçtı. Bizler büyüdük, bayramlar küçüldü sanki..."Sayılı gün, çabuk geçer" derler... Kaybettiklerim, özlediklerim... derken, bir çırpıda geçiveriyor.  Bayram sofralarının tadını, dünürümün evinde çıkarıyoruz. Bu baklava da, o sofra için hazırlandı. Jaleciğim, sofrasını çoktan donatmıştır ama bu tepsi de " çorbada, tuz" misali olsun.:)
                   Emelciğim, "baklava yapan olursa" diye başladığın cümlen var ya... Baklava yapıldı ama sensiz tadı çıkmıyor be kardeşim.:))) Yine de, sınırda ki diyabetime kafa tutarak, senin için yarım Antep fıstıklı, yarım da hindistan cevizliden yiyeceğim.:)))
                   Tüm blog arkadaşlarımın, Şeker Bayramlarını, sıcacık aile sofralarında kutlamalarını diliyorum. Mutlu, huzurlu,sağlıklı, sevdiklerinizin baktığınız yerde olduğu... nice bayramlara...

Sevgiyle Kalın.

Gerekli Malzemeler:

- 700 gr baklava yufkası
- 350 gr Tereyağ
- 1,5  Su bardağı Antep  fıstığı (Tabii ki, yine Acemoğlu:))
- 1.5 Su bardağı  Hindistan cevizi
Şerbeti:
- 3,5 Su bardağı Su
- 3 Su bardağı Toz şeker
- 2 yemek kaşığı limon suyu

Yapılışı:
- Şerbet için şeker ve su kaynatılır, limon suyu ile kestirilir ve soğumaya bırakılır.
- Baklava yufkaları tek yaprak halinde alınır. İkiye katlanır. (Dikdörtgen olacak şekilde)
- Dikdörtgen hamurlara, fıstık ya da hindistan cevizi serpilir ve ince bir oklavaya (gevşek biçimde) sarılır.
- Sarılan yufka, oklavanın iki yanından sıkıştırılarak, büzülmesi sağlanır.
- Büzülen yufkalar, oklavadan çekilerek, yağlanmış tepsiye dizilir.
Not.: Büzdürülmüş yufkaları tepsiye koyarken üstüne bir ağırlık koyarsanız, diğerleri yapılana kadar büzgülerinin muntazam kalmasını sağlarsınız.
- Eritilmiş tereyağ, üstlerine sürülür ve 175 derece sıcak fırında kızarıncaya kadar pişirilir.
- Fırından çıkarılan baklavanın ilk sıcaklığı çıktıktan sonra ılık şerbeti verilir. Şerbetini çektikten sonra servise hazırdır.

AFİYET OLSUN.:)

Not: Yarısı Hindistan cevizli, diğer yarısı Antep fıstığı ile yapılmıştır.

Cumartesi, Mayıs 18, 2013

Hanımeli Reçeli...Bir Ada Hikayesi...



Hanımelleri Dalları süslerken...



Güzel kokusu ve sarı rengi ile artık soframızda...:)



                Yaşar Kemal'in " Bir Ada Hikayesi" değil tabii ki bu... Bu benim ve Cemremin hikayesi.  Anneanne torun, Büyük Adaya doğru yola çıkmaya karar verdik bu cuma günü. Adaları çok severim.:) Prens Adaları diye geçer adı, ama sanki benim adalarım onlar...:) Bu yaştan sonra prenses olacak halim yok ya:))) Ben de küçük prensesimi aldım götürdüm. Adalarda hava başka esiyor, başka kokuyor... Hafif bir meltem eşlik etti bize, Mavi Marmara'nın motorlarında... Birer tane meyve suyu ve sıcacık poğaçalar vardı ellerimizde... Motorda sokulduk, oturduk kuzumla dip dibe...
               Çok heyecanlıydı. Tren bilmiyordu öğrendi. Vapur bilmiyordu onu da öğrendi.:) Allahım bir günde ne kadar çok yükleme... çocuk şaşkın.:) Ben ondan daha şaşkın. Bir de "Ada" olgusu.:)) Bunlarla bitti mi sanıyorsunuz? Hayır tabii ki... Sırada; sahildeki çayhanelerde oturup, " Ada Çayı" keyfi yapmak var. Normal çayı iyi kötü biliyordu yavrucak! Allah Allah... şimdi bir de ada çayı çıktı.:)  Onu da içtik.:) Beğendi.:) Sırada; benim beş yaşından beri, aynı yolları arşınlamaya başladığımız ve kaderin bizi hiç ayırmadığı ilkokul arkadaşım Değer Teyzemizi ziyaret var.:)
                Hoplaya zıplaya yürümeye başladık.  Bir yandan da, nasılsa orası "Ada"... "Boş ver Nilgün seni kimse tanımaz" diyerek kendimi yüreklendirdim. :)   Mimozaları kaçırmıştım:(   Ama hanımeli ve güllerin kokuları bizimle beraber, Değer teyzemizin kapısına kadar geldi.    "Aman Allahım! Bu nasıl karşılama :)))) Değer teyzemiz balkona oturmuş, kuzuyu bekliyor. :) Oyuncak sepeti hazır... Salıncak balkona yerleşmiş... Top top mama yapılmış... Hatta ayağına göre terlikleri bile hazır...:))) İşte böyle benim can arkadaşım her zaman ince, her zaman düşünceli.    Canım Değerim iyi ki hayatlarımız  beş yaş kavşağında kesişmiş, iyi ki kızlarımız aynı bizler gibi arkadaş olmuşlar ve iyi ki torunlarımızı da aynı bizler gibi büyütüyoruz... Kısacası iyi ki varsın iki gözüm...

Not: Hanımeli reçelinden bir tabak sizin, toplarken yanımdaydın. Göz kirası cancağızım...:))) Defne kıza da yedirirsin.:) Kokusu adaya ulaştı mı?

Gerekli Malzemeler:

* "Rahat bir ayakkabı ve naylon temiz bir torba " demek geldi içimden.... Şaka şaka... Ama, bana onlar da lazım oldu.

Şimdi gerçek malzemeler:

* Bir buzdolabı poşeti dolusu Hanımeli (Sarı, beyaz fark etmez)Ayıklanmış ve yıkanmış hali bir su bardağı dolusu olmaktadır.
* 3/4 Su bardağı Su
* 3 Su bardağı Toz şeker

Yapılışı:

- Hanımellerinin ortasında bulunan tohumları çıkarılır. ( İpçik halinde olanlar) Biraz zaman alıyor ama zor değil.
- İçinde küçük böcekler kalmasın diye birkaç kere yıkanır. Süzgeç içinde yıkanmalıdır, çünkü; nazik bir çiçek
- Şekerin bir su bardağı olan kısmı üzerine gezdirilerek, bir gece buzdolabında bekletilir.
- Ertesi gün, içindeki şekerle biraz ovulur ve kenara alınır.
- İki su bardağı şeker ile su kaynatılır ve şerbet haline getirilir. Şekerle ovulmuş hanımelleri de eklenir ve bir taşım kaynatılır. Soğumaya bırakılır.
- Ilınan reçel tekrar bir taşım kaynatılır ve yarım limon suyu sıkılarak. Altı kapatılır.

Güzel rayihası ile "Hanımeli Reçeliniz" hazır. :)

AFİYET OLSUN:) Mutlaka deneyin, tam zamanı.


Cumartesi, Mart 23, 2013

Fıstıklı Baklava


 Baklavanın, fırından çıktıktan ve şerbeti verildikten sonra sunuma hazır hali...


 Fırına verilmeden önceki görüntüsü...



                 Baklavayı sevmeyen var mı? diye sorsam...:) Kaç kişi "Hayır" diyebilir bilemiyorum. Mesela ben "Hayır" diyemeyenlerdenim.:) Kuru baklava, fıstıklı, cevizli, bademli... derken, eklentileriyle bir sayfa çeşidini yazabilmek mümkün. Eskiden evde hamuru açılır, büyük büyük tepsilere döşenir ve mahallemizin fırınlarına pişmek üzere gönderilirdi. Saatleri vardı o fırınların... Öyle istediğiniz zaman, elinize tepsinizi alıp," ben geldim" diye gidilmezdi.:) Size küçük bir fiş verirlerdi ve tepsinizi alırken onu gösterirdiniz. Bazen fırında oturup beklediğiniz de olurdu, tepsinizi alabilmek için.:))  Hatta; boyumun ve gücümün yetebileceği yaşlarımda, bizzat ben bu işe memur edilmiştim.:)) Çok şükür ki; artık bu konuda böyle bir görevim yok. Ama baklavadan vazgeçmekte yok...:)   Sağ olsunlar hazır hamurlarını yaptılar da, babaanneciğim kadar yorulmadan, baklavayı yapabilmek de mümkün oldu. Tabii ki onun gibi yapmak haddim değil, ama güvenebileceğim, içine koyulan malzemeye hükmedebileceğim, sağlıklı bir şeyler yapabiliyorum babaanneciğim...:) Tarifi vereceğim ama şırasında hatam varsa ne olur affet beni...:) Nurlar içinde yat.
               İlhan kardeşim (festigan.blogspot.com) Yine "gecenin bu saatinde yapılır mı bu" diyeceksin ama ne yapayım? Küçük kuzum ancak uyudu...:))) Sevgiler sana ve güzel eşine.

Gerekli malzeme:

- 500 gr baklava yufkası
- 250 gr Tereyağ
- 1,5 Su bardağı Antep  fıstığı (Acemoğlu sağ olsun:))

Şerbeti:
- 2,5 Su bardağı Su
- 3 Su bardağı Toz şeker
- 2 yemek kaşığı limon suyu

Yapılışı:
- Şerbet için şeker ve su kaynatılır, limon suyu ile kestirilir ve soğumaya bırakılır.
- Baklava yufkaları tek yaprak halinde alınır. Üçgen şeklinde katlanır. (Şekli dikdörtgen olduğu için tam üçgen olmaz ancak kenarından artan bölüm, şekli bozmuyor.)
- Üçgen hamurlar, sivri köşesinden katlanarak, uzun kenara doğru büzülerek toplanır.
- Toplanan noktayı elinizle sabitleyerek, eşarp gibi iki ucu birbirinin üstüne gelecek şekilde koyulur.
- Uç noktasına, antep fıstığı (Ceviz, badem ) koyulur ve gevşek bir biçimde sarılır. Elinizle sabitlediğiniz kısımda üstüne kapatılır. ( Tariflerim arasında bulunan "Acil durum böreği" ile yapılışı aynı  şeklindedir.
- Üstlerine de birkaç fıstık koyularak, tepsiye döşenir.
- Eritilmiş tereyağ, üstlerine sürülür ve 175 derece sıcak fırında kızarıncaya kadar pişirilir.
- Fırından çıkarılan baklavanın ilk sıcaklığı çıktıktan sonra ılık şerbeti verilir. Şerbetini çektikten sonra servise hazırdır.

AFİYET OLSUN.:)

Çarşamba, Şubat 27, 2013

Kremalı İrmik Tatlısı







                 Kendimce, kendime söz verdim, bir daha asla büyük konuşmayacağım. Küçücük bir kız çocuğu ile  baş edemedim. :) Büyük konuşmuşum...:) Kızlarımı tek başına büyütürken, kaşla gözle idare ederdim kendilerini..:) Hatta adım " Hitler'in Kadıköy Şubesine" çıkmıştı. Sanıyorum torun başka birşey. Ağzımdan girip, burnumdan çıkıyor ve bana istediğini yaptırıyor küçük cadı.:)  Bu sefer kantarın topunu kaçırdı...:) Şimdi; güldüğüm  bu hatırata dün; ne yazık ki hüngür hüngür ağlıyordum. :) 
                "Ne oldu?" derseniz... Bilgisayara " Ne var, ne yok" gibi bir soru sormuş gibi olur ki... Hangisinden başlasam diye düşünüyorum. Bu minik kuzu, 16 Mart'ta henüz 2 yaşında olacak Allahın izniyle... Ama yaptıkları bir hayli büyük işler...:) Önce; evdeki ojelere sardı. Anacığı ve teyzesi sürüyor ya... Onu da aldı bir merak. Bulduğu yerde, o minicik eller, şarjlı tornavida gibi çalışıyor ve aklınıza gelebilecek her türlü nevalenin kapağı açılıp, içindekiler oynaması için emrine amade oluveriyor.:) İşte böyle başladı dünkü maceramız...:)        Önce, ojenin yatak odamın yerlerine bulaşması ve ayakları ile vıcık vıcık üstüne basıp dolaşması ile ivme kazandı...:)  Tam "temizledim ohhh" derken; bir baktım ki, zulaya saklanmış krem kutusu aynı amaca hizmet veriyor... "Ya sabır" diyerek yeni bir temizlik harekatına daha giriştim maalesef.:(   Bitti mi sanıyorsunuz?... Biter mi?... Poposuna bir şamar... "Aramızda kalsın yine gönlüm elvermedi, bezinin üzerinden yedi şamarı" . "Eh! artık yatıp uyuma zamanıdır" diyerek, uykuya teslim ediverdim küçük cadıyı:)) Bu arada; "Boş  duranı Allah sevmez" sözünden yola çıkarak, mutfağıma girip akşam için bir şeyler yapmaya çalıştım. Kalktığında sürpriz olması için kurabiye ve akşam dış işlerinden sorumlu takıma bir tatlı yaparak uyku süresini geçiriverdim. 
                          Veeee :) Küçük canavarım uyandı... Yumak yumak, bir tatlı ki... şerbet... Ama uyku mahmurluğu bitince durum felaket.:) Kalktı. Oturup kurabiyelerimizi yedik, portakalımızı içtik... "Anneanne bulaşıkları kaldırsın, sende otur çocuk kanalına bak" dedim. :) Hay demez olaydım...:)  Beş dakika sonra odaya döndüğümde, ne yazık ki, bulması imkansız olan bir dolabın çekmecesinden, bana ait bir ilacı açarak bir tanesini yediğini fark ettim. Bundan sonrasını; anne, anneanne, babaanne ya da anne ruhu taşıyan herkesin tahmin edebileceğini biliyorum. Önce başıma vura vura geçirdiğim üç beş saniyeden sonra kendime gelmeyi başardım ve kolumun altına aldığım gibi tüm yediklerini çıkarabilmesi için gereken herşeyi yaptım. Anneciğini ve doktorunu haberdar edip, ayaklarım çıplak, ama çıkardığı tüm atıklar ve ilaç parçaları ve ilacın kutusunu da yanıma alarak hastanenin yolunu tuttum. Olayın otuzbeş, kırk dakika sonrasında hastanedeydim. Çok şükür ki; hiç bir şey olmadan sağ salim çıkarttık kuzumu. Ama kendimi hala toparlayamıyorum... Kıssadan hisse; "Artık daha dikkatli olmalıyım ve olmaz diye bir şey olmadığını kafama sokmalıyım. "Altmış yaşına gelirken aldığım bu ders çok ağırdı... Ancak; sonu iyi bitti... "Teşekkür ederim Tanrım sevdiklerimi bana bağışladığın için..."

                 Bugün  normal yaşantımıza döndüğümüze göre; bir tatlı tarifi verip, tatlı bitirelim, bu tatsız olayı. Sevgiyle Kalın.

Malzemeler:

- 1 +1/2 Su Bardağı İrmik
- 1 Su Bardağı Toz Şeker
- 1/2 Su Bardağı Süt
- 1/2 Su bardağı Yoğurt
- 1/2 Su Bardağı Sıvı Yağ
- 1 Su  Bardağı Un
- 1 Paket Karbonat
- 1 Yemek kaşığı Limon suyu

Şerbeti için:
- 2 + 1/2 Su Bardağı Şeker
- 2 + 1/2 Su bardağı Su
- 1/2 Limon Suyu

Kreması için:   Kaymak yerine:)
- 1 Kutu Çiğ Krema
- 1/2 Su bardağı Pudra Şekeri
- 1/2 Su bardağı Krem Peynir ( 3 tepeleme yemek kaşığı)(Ekici'nin krem peynirini kullandım)
- 3 Yemek kaşığı toz Antep Fıstığı


Yapılışı:

* Öncelikle şerbeti için gerekli su ve şeker kaynatılır ve limon suyu ile kestirilerek soğuması için bir kenara alınır.
* Süt , yoğurt ve toz şeker eriyinceye kadar çırpılır.
* Sıvı yağ ilave edilir.
* İrmik, un ve (karbonat limon suyu ile kabartılarak) sıvı malzemelere eklenir.
* 10-15 dakika bekletilerek,karışımın biraz koyulaşması beklenir.
* Önceden ısıtılmış 180 derece sıcaklıktaki fırında kızarıncaya kadar pişirilir. (Yaklaşık 20-25 dakika)
* İlk sıcaklığı çıktıktan sonra, şerbeti verilerek üstü kapatılır ve çekmesi beklenir.
* Çiğ krema mikserin yüksek devri ile çırpılarak sertleştirilir. 
* Pudra şekeri eklenerek çırpmaya devam edilir.
* Krem peynir ve toz Antep fıstığı eklenerek spatula ile homojen bir karışım sağlanır.
* Buzdolabında biraz soğutulduktan sonra sıkma torbasına koyularak. Soğutulmuş tatlıların üzerine sıkılır. 


AFİYET OLSUN. 

Salı, Şubat 12, 2013

İrmik Helvası (Antep Fıstıklı)




               İrmik... Mutfaklarımızın vazgeçilmez ürünü. Neler yapılmaz ki onunla... Çocuklarımız büyürken çorbalarına kıvam vermesi için, kayıplarımızda, dualarımızda sofralarımızın vazgeçilmezidir. Dardar Dede'ye adak adayanların sofrasında, mercimekli bulgur pilavının yanı başındadır yeri. :) Sütlüsü, şerbetlisi derken uzayıp gider irmikle yapılabilenler listesi.  Şam tatlısına , şekerpareye, revaniye kattığı lezzeti ise sevenleri çok iyi bilir.   Benim küçük ailem, irmik helvasını, tatlı niyetine çokça sipariş ederler bana. :) Ayıptır söylemesi,  böbürlenmek gibi olmasın ama...:) Ben de iyi yaparım bu helvayı. :) Daha sonra ki kayıtlarda; Hatay, Antakya mutfağından,  sıcak tüketilen ve tuzsuz dil peyniri katılarak yapılan bir başka çeşidine daha  yer vereceğim. Ve... Güzel arkadaşım Selvamın kulaklarını çınlatacağım... Yıllar önce Los Angeles'a, talihsiz bir nedenle yerleşmiş olsa bile, o marifetli, güzel insanın mutfağına, anılar ve hafızamdaki görüntülerle, kısa bir ziyaret yapmış olacağım...   Mide problemi yaşayanlar, yağda kavrulmuş irmik helvasından, ekşime , yanma yapıyor diyerek sıklıkla şikayet edip dururlar.  İşte tam bu noktada; sizlere, çözüm  olacak bu  tarif.  En mutlu günlerinizde, yüzünüzde gülümsemelerle, tatlı niyetine yemeniz dileklerimle...


Malzemeler:

* 1 Paket İrmik (İri taneli)
* 200 gr Margarin
* 1 Çay bardağı Antep fıstığı ( ya da dolmalık fıstık)
* 2 Su bardağı Su
* 2 Su Bardağı Süt
* 3,5 Bardak Toz şeker
* 1 Tatlı Kaşığı Tarçın

Yapılışı:

* Yağ, su, süt, şeker bir tencerede kaynatılır.
* İrmik ve fıstık, teflon yada seramik bir yayvan tencerede, rengi dönene ve kokusu çıkana kadar kavrulur.
* Kaynamış olan şeker su karışımı, kavrulmuş irmiğin üzerine yavaşça dökülür ve karıştırılır.
ÖNEMLİ NOT: Sıcak sıvı , irmiğin üzerine dökülürken çok sıçrama yapar, yanıkların oluşmaması için dikkat edilmelidir.
* Bir taşım kaynatılan tencerenin üzerine bir kağıt havlu veya mutfak bezi kapatılarak 45 dakika hiç açılmadan demlendirilmelidir.  Helva, 45 dakika sonra açılır.  Bir tatlı kaşığı tarçın ilave edilerek harmanlanır ve ılık servis yapılır.

Cumartesi, Şubat 02, 2013

Midye Tatlısı






           Deniz kabuklarını sever misiniz.? Çoğunuzun "evet" dediğinizi duyar gibiyim.  Kim bilir? hangi derinliklerde hayat buldular... Hala başucumda böyle bir efsane ile yatıyorum.:) Bir zamanlar üzerinde derece vardı ve bulunduğu mekanın ısısını ölçerdi.  Artık bunu yapamıyor, yaşlandı.:)  Ama yaşamışlığına bakılırsa, benden daha fazla geçmişe şahit... Hem suyun altında... hem de şu yaşadığımız arazi parçasının üzerinde... Yaşamış objelere olan hayranlığımı ve saygımı yakınlarım çok iyi bilir. Belki de; sonsuza uğurladıklarımla paylaştığım anılarıma, ortak oldukları  içindir... Bu deniz kabuğu da, sevgili annem ve babamla yaşadığım evden, bana kalan hatıralardan biri... Kulağımı hala üzerine yaslıyorum ve derinden gelen sesleri dinliyorum. Çok şey anlatıyor bana...  Onunla, ortak anılarımızı tazeliyoruz zaman zaman... Geçmişteki anıları kurcalarken, geleceğe de notlar bırakıyoruz tabii ki .:)
          Bu tatlı da, belleğimdeki görüntülerden yansıyarak, sadece şekli ile dikkatimi çekmişti. Ancak, yaptığım zaman  tadının da en az görüntüsü kadar güzel olduğuna  ailece karar verdik. :)   Bu şartlarda; geleceğe bırakacağı notlar konusunda, sadece birkaç saatlik ömrü vardı. Ve... Emin olun! ömrünü, tahmin ettiğimden daha kısa sürede tamamladı...:)


Malzemeler:


- 1 Yumurta
- 1 Çay bardağı süt
- 1 Çay bardağı sıvı yağ
- 2 Yemek kaşığı yoğurt
- 1 Çay bardağı mısır nişastası
- 1 Paket kabartma tozu
- 1 Paket vanilya
- 1 Çorba kaşığı sirke
- 3 Su bardağı Un

- 100 gr Tereyağ (Üzerine gezdirilecek)
- Mısır nişastası (Yufkaları açmak için)
- Antep Fıstığı

Şerbet:
- 3 Su bardağı Şeker
- 2,5 Su bardağı Su
- 1/2 Limon suyu

Yapılışı:

* Öncelikle soğuk şerbet kullanılacağından kaynatılır ve soğutulur.
* Derin bir kap içine un, mısır nişastası ve kabartma tozu elenerek koyulur, ortası havuz gibi açılır ve sıvı malzemeler; yumurta,süt ,sıvı yağ, yoğurt ve sirke ilave edilerek,  yumuşak bir hamur yapılır.
* Hamur yarım saat dinlendirilir.
* On adet küçük bezeye ayrılır.
* Her bir beze, nişasta yardımıyla, küçük bir tabak büyüklüğünde açılır ve üst üste konulur.(En üst kata nişasta konulmamalıdır.)
* Üst üste konulan tüm hamurlar, hep birlikte açılır ve olabildiği kadar sıkı rulo yapılır.
* Rulo halindeki hamur, 1 cm kalınlığında kesilerek,  avuç içinde yassıltılır ve iç malzeme koyularak kapatılır.
* Fırın tepsisine konulan hamurların üzerine eritilip soğutulmuş tereyağ gezdirilir ve 180 derece sıcak fırında kızarana kadar pişirilir.
* Fırından çıkarılan tatlıların ilk sıcaklığı çıktıktan sonra ılık şerbet dökülür ve şerbetini çekmesi için 1 saat dinlendirilir.

AFİYET OLSUN. :)